Prof.Dr. Alihan ÇOKKIZGIN

Gaziantep Üniversitesi

acokkizgin@gantep.edu.tr

 

Çayınızı yudumlarken cebinizdeki telefonun titrediğini düşünün. Ekrana bakıyorsunuz, mesajı atan tüccar veya banka değil. Mesaj, doğrudan sizin 100 dönümlük tarlanızdaki şeker pancarından gelmiş: "Şu an içimdeki şeker (polar) oranı zirveye ulaşıyor, kalitenin düşmemesi için artık suyu kes!"

Biraz bilimkurgu filmi gibi gelebilir ama dünyada tarımın vizyonu tam şu an bu "çılgınlığın" gerçeğe dönüşmesine sahne oluyor. Karşınızda açık alan tarımının yeni kurucusu: Phytosensing (Bitki Sensörleri).

Yüzlerce Dönüm Tarlayı Gözle Kontrol Edemezsiniz

Üç beş saksıdan bahsetmiyoruz; uçsuz bucaksız uzanan buğday, mısır, pamuk ve şeker pancarı tarlalarından bahsediyoruz. Binlerce yıllık geleneksel tarımda, bizim bitkiyle kurduğumuz iletişim tamamen "gözleme" dayalıdır. Tarlaya gider bakarız; mahsulün yaprakları sararmışsa veya boynu bükülmüşse "Eyvah, bu ekin susuz kalmış" der, hemen vanalara koşarız.

Ama acı ve pahalı bir gerçek var: Sararan yaprak krizin başlangıcı değil, sonucudur. Siz o sararmayı devasa tarlanın ucunda görene kadar bitki çoktan günlerce stres çekmiş, hücreleri hasar görmüş ve o daldaki rekolte (verim) çoktan uçup gitmiştir. O saatten sonra vurduğunuz su veya ilaç bir kurtarma operasyonu değil, ancak bir "otopsi" raporudur.

Peki yüzlerce dönüm tarlada, ekinler hastalanmadan veya boynu bükülmeden önce onların sesini duymanın bir yolu yok mu?

Bitkilerin Dilini Çözen Tercümanlar

Tarladaki bitkiler susuzluk çektiklerinde, topraktaki tuzu fazla aldıklarında veya mantar saldırısına uğradıklarında, kendi içlerinde aynı insan sinir sistemi gibi elektriksel sinyaller üretir. Sadece bağıramadıkları için o acı sinyalleri biz duymayız.

Şu an dünyadaki öncü açık tarım arazilerinde, üreticiler tarlanın belirli noktalarındaki bitkilerin sapına veya yaprağına mikro "biyosensörler" takıyor. Bu sensörler, bitkinin "EKG'sini" yani nabzını anlık dinliyor. Bitki strese girdiği an, dijital uyarı Wi-Fi üzerinden çiftçinin cep telefonuna "İmdat!" mesajı olarak düşüyor.

Pancardaki Kâbus: Tonaj ve Polar Dengesi

Bu sistemin açık tarımdaki faydası kelimenin tam anlamıyla devasa. Örneğin ülkemizin en stratejik ürünlerinden olan şeker pancarını düşünün. Üreticinin en büyük kâbusu, pancarın kilosu (tonajı) ile içindeki şeker oranı (polar) arasındaki o ince çizgiyi tutturmaktır.

Fazla su verirseniz pancar şişer, içi koflaşır ve polar düşer; fabrika sizden pancarı ucuza alır. Sulamada geç kalırsanız pancar cılız kalır. İşte yaprağa taktığınız o küçücük sensör, kökteki hücresel gelişimi anlık ölçerek size o eşsiz denge noktasını söylüyor: "Ben yeterince şiştim, şekeri topluyorum, suyu kes!" Hem tonlarca su tasarrufu sağlıyorsunuz hem de pancarınızı fabrikaya en yüksek fiyattan satıyorsunuz.

Aynı mucize pamuk, mısır ve buğday tarlaları için de geçerli. Bitkiniz henüz yeşillikler içindeyken, dışarıdan son derece sağlıklı görünse bile köklerin derinden derine susuzluk çektiğini telefonunuzdan anında görüyorsunuz. Vanayı tam zamanında; ne 1 ton fazla ne 1 ton eksik açıyorsunuz.

Geleceğin dünyasında iyi çiftçi; traktörünün büyüklüğüyle değil, tarlasındaki bitkinin dilinden ne kadar anladığıyla oyunda kalacak. Tarımda kazanmak istiyorsak, tarlaları sadece tohum attığımız fabrikalar olarak görmeyi bırakıp, toprağın ta kendisini dinlemeye başlamalıyız.

 

Prof.Dr. Alihan ÇOKKIZGIN

Gaziantep Üniversitesi

acokkizgin@gantep.edu.tr